Uzaktaki dost mu? Yakındaki arkadaş mı?
"...Sana Allah'ı hatırlatacak bir arkadaş bulursan ondan ayrılma, onu küçümseme; belki onu kendin için bir devlet bil! Böyle kimseler, aklı başında olan insanlar için bir ganimet ve mü'min için yitik mal gibidir. İyi bil ki, iyi arkadaş yalnızlıktan hayırlı, yalnızlık ise kötü arkadaşdan hayırlıdır. Ne zaman ki şu söylediklerimi anlar, kendini düşünür ve arkadaşlık edeceğin kimsenin hâllerini iyi düşünebilirsen, artık insanlara yaklaşmanın veya onlardan uzaklaşmanın hangisi daha iyi olacağını bulabilmenden senin için korkulmaz. Sakın doğrudan doğruya uzlet(yalnızlık) veya (yine ölçüsüzce) insanlar arasına girmenin iyi olacağına hükmetme." (İmam Gazali - İhya kitabı, Dostluk bahsi)
Her şey kendi tabii seyri içinde olursa güzel. Yapmacıklık, zorlama arayışlar insanı hep sonu pişmanlık olan hatalara sürüklüyor. İşsizlik ve boşlukta kalmak, özentilik, yalnızlık, hedefsiz/maksadsız bir hayat tarzı; gayri tabii olmaklığın, yapmacık hareketlerin başlıca sebepleri... İnsanın bunları aşması ve dünyada mutlu olması için sahip olması gereken şeyler var. İyi bir dost; iyi huylu bir eş, nasihatine itimat edilen bir büyük, mu'temed bir yârendir. Kişinin merak ve kabiliyetlerine uygun bir iş, ulvi ve makbul bir hedef (hayırlı evlad yetiştirmek, faydalı ilmi bir çalışma, kalıcı bir eser vs.), muhkem bir dünya görüşü... Bunlardan bir tanesi sağlam ve tam olarak varsa, onun vesilesiyle diğerleri de temin ediliyor. Hele de sağlam bir dost her nimetin vesilesidir. Kişi vaktini, gerçekten içinden gelerek ona harcar ve mutlu olur.
**
"Uzaktaki dost yakındaki arkadaştan iyidir" diyor Küçük Prens. Arkadaş da iyidir tabii. Ancak aralarında nüanslar; yakınlık, uyumluluk farkları var. Arkadaşla yemek yersin, günlük hayata dair konuşur, oturup çay içersin. Ama dostun o çay fasılasında sır verdiğin kimsedir. Yani yapılan iş aynıdır belki ama arada frekans farkı vardır.
Peki dost kimdir? Bu bir bakış açısı, algı/telakki meselesi... Ne kadar isabetli tarif yapılırsa yapılsın, herkesin kendince bir dost-arkadaş anlayışı var. İnsanın bazen dostu bir kitap da olabilir. Kiminin ailesi(hanımı/kocası, evladı, anne-babası..), kiminin mektepten, iş yerinden tanıdığıdır.
Sizi dünya-ahiret yoldaş olarak gören kim? Ebedi saadet için size yardımcı olan, yoldaş olan...
**
Beklentisiz dost olmaz. Teknik olarak mümkün değil. İllaki herkesin bir beklentisi olur. Dostunun beklentisiz olmasını istemek de kişinin kendi beklentisidir. Kendisi beklentisiz olamazken başkasından bunu istemek, bencillik değildir de nedir? Ancak bazı işlerde, hallerde geçici beklentisizlikler yapılabilir. Bu da şahıslarla alakalı bir hazır bulunuşluktur. Yani kimileri bazı işlerde beklentisiz olmayı huy haline getirebilir. Ama bütünüyle, umumi bir beklentisizlik mümkün değil. İnsan tabiatına aykırı. İyi insanların farkı evvela faydalı, güzel, ebedi beklentilere sahiptirler. Böyle şeylere daha bir kıymet verirler. Ama her insanın maddi beklentileri daima vardır. Hayatın gerçeği bu...
**
Dünyevi işlerde takıntısız ve beklentisiz yaşamayı alışkanlık edinmek herkes yapabileceği bir şey değil. İnsan kendisine yapılmasını istediği/istemediği muameleleri iyi ölçüp tartar, ona göre davranır ve imkanı kadar da iyilik ederse o zaman herkesce sevilir. Bu nisbette de dostu olur. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri "İyilik ticaret değildir, Allahü teala için yapılır ve unutulur" der. Yine "Fena kimselere iyilik, iyi kimselere fenalik etmektir" demiştir. Yani köpeğin boynuna inci kolye asmak gibi... Şüphesiz kötüye de yapılsa iyiliği yapan niyeti sebebiyle hep kârdadır. Ama kıymet bilen insanların hakkı bir kötüye kullanılarak zayi olmuş, iyiler bundan mahrum kalmış olur. (05/12/2018)
**
Küçük prensin sözü bana şu hikayeyi hatırlatır her zaman:
Vaktiyle bir âlim çok sevdiği talebesini aynı zamanda damadı yapmış. Bir gün bu zât talebesini, gemiyle gidilen uzak bir memlekete ilim öğrenmesi için gönderdi. Tam 2 seneye yakın ayrı kaldılar. Arada mektuplaştılar, o kadar. Talebe hocasını her şeyden çok seviyordu. Zira ondan sadece maddi olarak değil aslında manevi olarak istifade ediyordu. Saadetinin yegane sebebiydi. Gurbet bitip döndüğünde, hocasını limanda onu beklerken gördü. Hasretle yanan talebe, edeple yanına gitti ve elini öptü. Hürmet, muhabbet duygularını bildirdi. Hocası bunlara karşı tebessümle sordu:
-"Kardeşim orada gök ne renkti?" +"Maviydi efendim."
-(Gülerek)"Burada da maviydi. Peki yer(toprak) ne renkti?"
+"Kahverengiydi efendim"
-(Yine tebessümle) "Burada da kahverengiydi kardeşim"
Bu diyalogla demek istedi ki gönüller sevgi, muhabbet bağıyla bağlı olduğu müddetçe yeryüzünün farklı noktalarinda olmanın bir zararı yok aslında. Kalplerin rabıtası, irtibatı hiç bozulmaz. Bedenler uzaktadır ama ruhlar kalp ve sevgi vasıtasıyla hep beraberdir. Yerle gök arasındadır herkes ve her şey. Karşılıklı muhabbet bağı olmadığında yan yana da olsan aslında hiç irtibatın yoktur.
***
İnsanın iyi arkadaşı da dostu da çok olursa hayatı o derece güzel olur. İyi insanları tanımak, arkadaş olmak, dost olmak hem samimiyetten hem de dikkatli olmaktan geçiyor. Sureti hakdan görünerek sizi kandıran pek çok kimse de olabilir/olacaktır da. Ancak bu kötü tecrübeler hâlis dost ve arkadaşlardan vazgeçmek için bahane olamaz. Altın arayan birinin önüne çıkan sert taşlar sebebiyle kazmayı bırakması gibidir. Bütün gayretiniz, muhakemeniz, dikkatinizle bunun derdinde olur, Allahü tealaya da sebeplerin bittiği yerde tevekkül ederseniz altın kadar kıymetli dost ve arkadaşlara kavuşacağınızdan şüpheniz olmasın.
Bedenen ayrı olsanız da sevdikleriniz daima yanınızdadırlar. Yeter ki muhabbetiniz azalmasın.
Bedenen ayrı olsanız da sevdikleriniz daima yanınızdadırlar. Yeter ki muhabbetiniz azalmasın.
(11/08/2019)

Yorumlar
Yorum Gönder